D VİTAMİNİ VE GÜNEŞ IŞIĞI


31/3/2008 · Kategori: saglik

 

D VİTAMİNİ VE GÜNEŞ IŞIĞININ YARARLARI HAKKINDA BİLMEDİKLERİMİZ

                                               

       D Vitamini,osteoporoz, depresyon, prostat kanserinden korur, hatta diabet ve obeziteyi de engeller. Vitamin D, beslenme dünyasında belki de en fazla göz ardı edilmiş besin elementlerinden birisidir.  Bunun nedeni büyük bir ihtimalle ücretsiz elde edilmesidir. Vücudunuz güneş ışığı ile temas ettiğinde  vitamin D üretmeye başlar.İşin gerçeği şu ki çoğu insan vitamin D nin sağlıkla olan ilişkisini bilmez. 

Bu konu  ile ilgili olarak aşağıda Mike Adams’ın Dr. Michael Holick ile yaptığı bir röportajdan alıntılar bulacaksınız:

1.Vitamin D, deriniz tarafından doğal güneş ışığından gelen ultraviole radyasyonu ile karşılaşınca üretilir. 

2.Güneşin tedavi edici ışınları (ki bunlar cildinizde vitamin D üretirler) herhangi bir camdan içeri süzülemezler.  Bu şu demektir arabanızda veya evinizde otururken vitamin D üretimi olmaz. 

3. Günlük besinlerinizden yeterli Vitamin D alabilmek hemen hemen imkansızdir.  Vücudunuzda vitamin D  oluşturmanın tek yolu doğrudan güneş ışını ile temas etmektir.

4.Günlük vitamin D ihtiyacını en alt düzeyde karşılayabilmek için en az 10 bardak vitamin D katkısı ile güçlendirilmiş süt içmek gereklidir.

5. Yaşadığınız yer ekvatordan ne kadar uzak ise güneş altında kalma ihtiyacınızda o oranda artar.  Kanada, İngiltere ve A.B.D eyaletlerinin büyük bir kısmı ekvatordan oldukça uzaktırlar.

6. Vitamin D  üretebilmek için teni koyu renkli olan kişilerin açık tenli kişilere oranla 20-30 defa daha fazla güneşte kalmaları gereklidir (açık tenlilerin ürettiği vitamin D miktarına eşit üretim yapabilmeleri için).  İşte bu yüzden prostat kanseri siyah erkekler arasında salgın gibidir.  Bu, çok basit, ama çok yaygın bir güneş ışını eksikliğidir.)

7.Bağırsaklarınızda kalsiyumun  emilebilmesi için vücudunuzda yeterli  vitamin D olması gereklidir.  Şayet vitamin D miktarı yetersiz ise vücudunuzda  kalsiyum emilimi olmaz ve aldığınız bütün kalsiyum takviyeleri de etkisiz kalır.

8.Vitamin D eksikliği bir gecede düzeltilebilecek bir şey değildir.  Kemiklerinizi ve sinir sisteminizi güçlendirebilmek için aylar boyunca Vitamin D takviyesi almak (hap veya iğne olarak) ve güneş ışığında kalmak gerekir.

9. Güneş koruma faktörü çok zayıf olan kremler bile (örneğin SPF=8) vücudunuzun Vitamin D oluşturmasını %95 oranında engeller.  

İşte, güneşten korunma ürünleri bu şekilde bir vitamin eksikliğine neden olarak hastalıklara yol açarlar.

10. Güneş ışığından çok fazla ve gereksiz miktarda vitamin D üretmek mümkün değildir, çünkü vücudunuz  sadece kendi ihtiyacı kadarını üretir. 

11.Şayet göğüs kemiğiniz üzerine sıkıca  bastırınca acı veriyorsa, o halde kronik vitamin D eksikliğinden muzdaripsiniz demektir.

12.Kullanılmaya başlamadan evvel vitamin D böbrekleriniz ve karaciğeriniz tarafından harekete geçirilir.

13. Vücudunuzda  böbrek hastalıkları veya karaciğer hasarı varsa o zaman vitamin D nin harekete geçirilmesi ve vücut içinde dolaşıma başlaması zorlaşır.

14.Vitamin D vücudunuzdaki en güçlü tedavi edici kimyasallardan birisidir, ancak bunu elde etmek için herhangi bir reçeteye veya ödeme yapmaya gerek yoktur. 

Güneş ışınlarıyla temasın zararlı etkilerine gelince, zaten vücudunuzdaki süper antioksidanlar sizin bedeninizin güneş ışığından yanmamasını sağlar. Astaxanthin içimizdeki en güçlü güneş filtresidir ve sizin yanmadan güneş altında kalma sürenizi iki misli uzatır.  Diğer güçlü antioksidanlar ise Acai, Nar ve böğürtlendir. 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Otistik Bozukluk


31/3/2008 · Kategori: saglik

                                Bebeklerde Otistik Bozukluk Ve Belirtileri

Otistik bozukluğun genel anlamda belirgin belirtileri olmasına karşın, bazı durumlarda anne babalar tarafından geç farkedilebilmektedir. Otistik bozukluk, ilk 36 ayda bazı belirtiler vererek yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. Normalde bebeklerin gelişim dönemleri içerisinde bebeklerin anne veya diğer insanlar ile iletişim ve etkileşim şekli önemlidir. Bebek ilk doğduğu andan itibaren etrafı ile iletişim ve etkileşime girmek ister . Bu iletişim ve etkileşim; göz ile nesneleri ve insanları takip ederek, agulama ile sinyal vererek, karşısındakine gülümsemede bulunarak, göz kontağı kurarak olabilir. Otistik bozukluğun başlangıcının, ilk 36 aydaki belli bir normal gelişim döneminden sonra görülebileceği gibi, doğumdan itibaren bazı belirtiler ile birlikte de görülebilir.

Otistik bozukluğu olan çocuklarda üç temel belirti vardır. Bunlardan birincisi iletişim alanındadır. Yani konuşma, jest ve mimikler vb, araçlar ve etraf ile iletişimin olmaması veya çok kısıtlı ve sınırlı olmasıdır. Aileler çoğunlukla çocuklarını ''konuşmuyor'' diye kulak-burun-boğaz hekimine veya çocuk hastalıkları hekimine götürürler. Daha sonra da, yapılan tetkiklerin normal çıkması ile çocuk psikiyatristlerine giderler. İkinci bozulan alan ise çevre ve diğer insanlar ile etkileşim alanıdır. Yani çocuk başkaları ile duygularını, başarılarını, sevinçlerini paylaşmaz ve etrafındaki insanlar ile karşılıklı etkileşime girmek istemez. Zaten otizmin kelime anlamına uygun olarak '' kendi halinde, kendi kabuğunda” davranır. İnsanların duygusal değişiklikleri ve sinyalleri onları etkilemez veya çok sınırlı olarak etkileşim görülür. Yaşıtlarının yanına gitmez, onlar ile ilgilenmezler. Üçüncü temel bozulma alanı ise ısrarla  tekrarlayan davranışlar ( dönme, sallanma, zıplama vb.) ve çok sınırlı olan ilgi alanıdır. Bu durumdaki bir çocuk çamaşır makinasının dönen merdanesi karşısında saatlerce oturup bakabilir veya bir arabanın tekerleğini saatlerce çevirebilir veya bir eşyanın parçası ile saatlerce oturup uğraşabilir.Ek olarak ayak ucunda yürüme, yandan bakış, ağrıya dayanıklılık, yemek konusunda gıda seçimi vb belirtiler ile otistik çocuk diğer çocuklardan kolaylıkla ayırt edilir. Otizmin temel tedavisi eğitim olmakla birlikte erken tanı ve hastalığa başka sorunların eşlik edip etmediği önemlidir.

Önemli olan anne babaların bu konuda uyanık olarak erken tanı ve tedavi açısından bilgili olmalarıdır.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Kağıt Banknotlar Hastalık Yayıyor


12/3/2008 · Kategori: saglik

Kağıt paraların hastalık yaydığı İsviçreli bilimadamları tarafından da test edilerek doğrulandı. Bilimadamlarına göre özellikle grip virüsü banknot üzerinde 2 haftadan fazla kalabiliyor.

    İsviçre'de bulunan bir bankanın talebi üzerine yapılan araştırmada grip virüsünün, banknot üzerinde 2 haftadan fazla canlı kalabileceği ortaya çıktı.Bilimadamları çeşitli grip virüsü türlerini, kullanılmış sıcak ve nemli ortamlarda muhafaza edilmiş banknotlar üzerine koydu.Grip virüsü sadece birkaç saat canlı kalabilse de, virüsün yoğun olduğu bölgelerde virüs köklerinin günlerce, insan salgısıyla karışınca ise iki haftadan fazla canlı kalabildiğini görüldü. 

                                             

    Araştırmayı yapan İsviçreli bilimadamları grip virüsünün bu beklenmedik dayanıklılığının salgın ihtimalinde göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor.Cenevreli bilimadamları yakın zamanda da banknotların virüsün yayılmasına ne ölçüde katkıda bulunduğunu araştıracak.Salgın döneminde virüsün asıl bulaşma nedeni olarak havada asılı kalan tanecikler ve insanlar arasında öpüşme, el sıkışma gibi temaslar olduğuna dikkat çekildi.

 

 

Kaynak: Bilim.org

Yorum (yok) Yorum yaz!